Deizm’e Cevaplar- Sorular (2) Deizm’in Yaratıcı (Tanrı) Tasavvuru/ Anlayışındaki Çıkmazlar 2

15 Şubat 2020 820

Deizme sorulacak en can alıcı sorulardan biri de şudur: Deizm kendi iddia ve söylemlerini hangi alt yapı ve zeminde değerlendiriyor?  Deizmin delilleri nelerdir?

A – İlahi bir vahyi/ bilgiyi ve peygamberliği kabul etmediklerine göre onların bilgi kaynağı vahiy ve peygamber olamaz.

B – Geriye iddialarını sadece “bilimsel olarak ispat etmek” kalıyor, fakat görüşlerinin pek çoğuna hala bilimsel bir altyapı/ zemin ve delil bulamamışlardır. Bu durumda deizm gerçek ve tutarlı olduğunu nasıl ve ne ile ispat edecektir?

2 – Deistler diyor ki: “Deizm’in temeli nedir?  Mantık ve doğadır. Evrenin her yerinde bulunan tasarımı hepimiz görüyor ve anlıyoruz ve bu anlayış bizi bir tasarımcının veya Tanrının varlığına götürüyor.”

“Deistlerin tanrı görüşü nasıldır? Biz Tanrıyı istediği her şeye gücü yeten sonsuz bir varlık olarak görürüz. Aşağıdaki Albert Einstein’dan yapılan alıntı Tanrının iyi bir deistik tanımını sunuyor: “Benim inancım, zayıf ve çelimsiz akıllarımız ile algılayabildiğimiz ve kendisini küçük detaylarda açığa vuran sonsuz üstün bir ruhun mütevazi hayranlığından ibarettir. Bu kavrayamadığımız evrendeki açığa çıkan üstün bir mantık gücünün varlığına olan derin duygusal sağlam inanç benim Tanrı düşüncemi şekillendiriyor.”[1]

Deistlerin öncülerinden Thomas Paine (ö. 1809) şöyle diyor: “Tanrı’nın ne olduğunu bilmek istiyor muyuz? Bunu herhangi bir insanın yazabileceği yazılı kitaplarda arama, ama Yaratılış’ın imzasında ara. İnsanoğlunun “Tanrı” adına [kelimesine] yüklediği tek anlam, ilk neden, tüm şeylerin nedeni olmasıdır. İlk nedenin ne olduğunu anlamanın kavranamaz ölçüde güç olması ve ona inanmamanın on kat kadar daha zor olması nedeniyle insanoğlu inanma noktasına varır.”[2] ” Evrenin yapısındaki bilimin ilkelerini bize gösteren Tanrı, insanı bunu keşfetmeye ve onu taklit etmeye davet etmektedir. Bizim, dediğimiz bu yerkürede yaşayan bizlere sanki şunları söylemektedir: “İnsanoğlu için bu dünyayı yarattım, yıldızlı gökyüzünü görünür kılarak ona bilim ve sanat öğrettim. Rahat bir yaşam için artık üretebilir CÖMERTLİĞİMDEN ÖGRENEBİLİR, BİBİRİNE KARŞI SAYGILI OLABİLİR.”[3]

Cevap 2 : İslam dininin inanç esaslarından bahseden Akaid/ Kelam ilminde anlatıldığına göre; aklı başında normal bir insan sadece aklını kullanarak ‘tüm evrenin bir yaratıcının eseri olduğu’ sonucuna varabilir. Lakin bir yaratıcıyı kabul etmesi halinde bu yaratıcının ne gibi özelliklere, sıfatlara sahip olduğu, O’na karşı yapması gereken görevler, ibadet vb. şeylerin olup olmadığı, şayet gerekliyse ne şekilde ibadet edeceğini sadece akıl yoluyla bilebilmesi -pek çok belirsizlikle dolu olduğu için- tartışmalı bir konudur.

Akaid ilminde anlatılan bu belirsizlikler, tam olarak deistlerin tanrı hakkındaki birbirinden farklı görüşlerinde ortaya çıkıyor. Deistler evreni yaratan bir tanrının sadece varlığından bahsedebiliyorlar. Var olan o tanrı hakkında başka bir bilgilere de ihtiyaç var mıdır? Varsa bu bilgiler nelerdir? Ve nasıl elde edilecektir? Veya yok mudur? Yok ise niçin yoktur? Bununla beraber, var olan o tanrının insan ve alem ile herhangi bir ilişkisi- bağlantısı var mıdır? Var ise bu ilişkiler nelerdir? Hangi ölçü ve şartlarda meydana gelmektedir? Gibi sorular, deizmden cevap beklemektedir.

3 – Deistler diyor ki: “Deistler, Tanrının evreni ve dünyayı yaratıp sonra bir kenara çekildiğine mi inanıyorlar ? Bazıları inanıyor ve bazıları da Tanrının insani konulara müdahale ettiğine inanıyor. Mesela, George Washington (Ağustos 1776 yılında) ya tahliyesi son derece riskli olan Amerikan askerlerini Long Island’dan çekecekti ya da teslim olacaktı ve o riskli olan tahliyeyi seçti. Ona tahliye sırasında yok olabilecekleri ihtimali sorulduğunda o ‘Yapabileceğimin en iyisi buydu, gerisi Tanrının takdiriydi’ demişti.”[4]

Cevap 3 : İnsanlık tarihi boyunca Allah’ın elçileri olan peygamberlerin öğrettiği ahlaki kurallara uymayan, karşı gelen ve yeryüzünde azgınlık, taşkınlık yapan pek çok kavim helak olmuştur; Nuh (aleyhi-s selam) tufanı, İtalya’nın Pompei kentinin helak olması vb. olayları deistler nasıl izah edecektir? “Deistler Tanrının evreni ve dünyayı yaratıp sonra bir kenara çekildiğine mi inanıyorlar ? Bazıları inanıyor ve bazıları da Tanrının insani konulara müdahale ettiğine inanıyor.” Diyen deistlerin bu görüşleri tarihi gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmuyor! İnsanlık tarihinde yerini almış “birtakım kavimlerin helaki” gibi bu kadar yaşanmış olaylar varken deistlerin bunun aksini söylemesi hangi akıl ve mantık iledir?

 Deistler, eşi ve benzeri bulunmayan, başlangıcı ve sonu olmayan, âlim, adil, güvenilir, yaratıcı, koruyucu ve her şeyin yöneticisi üstün bir varlık olarak tasavvur ettikleri Tanrı’nın, insanları kendi hallerine bırakmasının ne gibi geçerli sebeplerin olduğu konusunda yeterli bir açıklama yapamamışlardır. Bazı deistlerce Tanrı’ya yapılacak ibadetin içeriğinin erdemli bir yaşam ve ahlaki davranışlar olduğu ifade edilse de bir insanın neden ahlaklı davranması gerektiğini ya da neden ahlak diye bir kavramın olması gerektiğinin de deist zihniyet tarafından açıklanması gerekir. Yani kısaca ‘deizmin aklının’ tek başına ahlaki ilkeleri koymakta yeterli olduğu iddiası, içinin tatmin edici bir şekilde doldurulması gereken oldukça büyük bir iddiadır.

Deizme soru: İnsanın yaratılış gayesi, dünyada var olması deizme göre nedir? Deizmin tanrısı, evreni herhangi bir gaye/ maksat için mi yaratmıştır? Eğer bir yaratılış gayesi varsa, o nedir? Ve insanlar o gayeyi nasıl bilecekler ve ona göre nasıl davranacaklardır? Veya insanın ve evrenin yaratılması boşu boşuna mıdır? Deizmin tanrısı boş işlerle mi uğraşıyor, denilecek?

Deizm’in katı/ tutucu bir akılcılığa dayalı yapısı, en zayıf tarafını oluşturur. Akla duyulan sınırsız güvenin; tüm dini gerçeklerin mutlak akıl ile yargılanması gerektiği yani aklın üzerinde bir inanç olamayacağı ve aklın insan kurtuluşu ile gerçeğe ulaşmayı sağlamada yegâne araç olarak kabul edilmesi, deizmin başka bir çıkmazıdır. Zira insanların dünyevi işler ile ilgili bir takım ortak ilkelere varmaları ve akla uygun makul kabullerde buluşmaları mümkün olsa da özellikle metafizik konularda, herkesin kendi aklından hareket etmesi ve müşterek olan evrensel ilkeler etrafında birleşilmesinin mümkün olmadığı ortadadır. Tanrı’nın insana akıl melekesi vermiş olmasını yeterli gören deistler, insanın aynı zamanda şevheti isteklerle, nefsi duygularla hareket edebilen bir varlık olduğu gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Ayrıca tanrıya ait olduğuna inandıkları sıfatların ne şekilde tezahür ettiği noktasında da kayda değer bir yaklaşımda bulunmaktan uzaktırlar.

Deist yazarların Tanrı- âlem- insan ilişkisine yönelik yaklaşımlarının hedef(ler)i ne olursa olsun, deizm zaman içinde Tanrı’nın insan hayatındaki merkezi konumunu sarsan ve Tanrı-insan ilişkisini zayıflatan bir yapıya dönüşmüştür. Deizm’ in dini ve sosyal hayata yansımaları üzerine yapılan araştırmalara göre, Tanrı’nın insanla olan bağının zayıflatılmasına paralel olarak ahlaki inanç ve kabullerin de zayıfladığı görülmüştür. Bu ise bazı deist yazarların zannettiği gibi ‘doğaya ibret nazarıyla bakan ve akıl  ile hareket eden -deist- insanların, daha doğru ve ahlaklı bir yaşam süreceği’ tezinin geçersizliğini ortaya koymuştur.

Deist düşünce insana sınırsız bir yetki ve özgürlük vererek “yaratılan insanın vazifelerini” dizayn etme yetkisini akla vermiştir. Sadece insan aklı ile insanoğlunun ideal bir kişiliğe kavuşması bugüne kadar mümkün olmadıysa bundan sonra nasıl olacaktır? Günümüzde Birleşmiş Milletler Topluluğu’ nun dünyadaki savaş ve zulümleri durdurmada çaresiz kalması bunun en bariz örneklerindendir.

Deizm, Tanrı’nın evren ve insanla ilişkisini dışlamıştır. Bunun sonucunda insan yeryüzünde kendisini tamamen serbest, özgür hissetmiş ve aklına her geleni, canının her istediğini yapmıştır. Bireysel olarak her türlü hazzı haram-helal ve günah gibi kavramlardan soyutlayarak kendisi için mubah kılmıştır. Yaptıklarını kendi özgürlüğü olarak algılamış, bundan dolayı da herhangi bir sorumluluk kaygısına düşmemiştir. Sorumluluk hissetmek için insanüstü bir makama, otoriteye saygı duymak, ondan çekinmek gerekir ki o da Tanrı’dır. Oysa Deizm, Tanrıyı hesap sorabilecek, vakti saati gelince gerçek adaleti ortaya koyan bir otorite olarak görmemektedir. Başka bir ifadeyle deistler kendileri için tam bir “sınırsız- sorumsuz özgürlük” anlayışı geliştirmişlerdir. Dünya tarihinde insanlar tarafından işlenen sayısız kötülük, zulüm, işkence, savaş, haksızlık meydana gelmiştir ancak deist düşüncede bunun bir cezası, karşılığı öngörülmemiştir. Selim akıl ve vicdan böyle bir durumu asla kabul edemez. Tanrı’dan soyutlanmış bu özgürlük, kontrolsüz bir güç haline gelmiş ve dünya üzerinde milyonlarca insanın ya hayatına mâl olmuş ya da haksızlığa, zulme uğramasına sebep olmuştur.[5] Yapılan iki büyük dünya savaşında milyonlarca insan, meçhul bir uğurda can vermiştir.

Sonuç: Deizmin, tanrı/ yaratıcı hakkındaki inanış ve görüşleri pek çok çıkmazlarla doludur. Doğuşunun üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen merkezi konumunda olan ‘tanrı/ yaratıcı’ gibi bir meseledeki çıkmazları hala cevapsız, çözümsüz bırakması, deizmin aslında pek çok çıkmazla dolu olduğunu göstermektedir.


[1] – http://www.deism.com/deismturkish.htm

[2] – Thomas Paine, Akıl Çağı (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, trcm: A. İhsan Dalgıç, 2013), s. 29.

[3] – a.g.e. s. 36- 7.

[4]http://www.deism.com/deismturkish.htm

 [5] – Hamdi Gündoğar, Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm (Van: Ensar Neşriyat, 2017), s. 33.

Yorum Alanı