Modern Tefsir Akımının Mısır Ekolü Ve Usül Hataları (1)

Modern Tefsir Akımının Mısır Ekolü Ve Usül Hataları (1)

بسم الله الرحمن الرحيم

MODERNİZMİN DOĞU ATÖLYESİ (1)

MODERN TEFSİR AKIMININ MISIR EKOLÜ VE USÜL HATALARI (1)

Bütün hamdlerimiz kelamını kıyamete kadar koruyacağını vadeden Yüce Mevlamıza, salat ve selamlarımız İmamu-l Müfessirin Hazreti Muhammed Mustafa’ya olsun.

 Yeni bir İznik Konsiline mi gidiyoruz, bu sefer ki Kur’an-ı Kerim adına mı olacak? İçinde bulunduğumuz dönemde olduğu gibi, Allah’ın sapasağlam ipi, kıyamete kadar baki kalacak sarsılmaz düsturu, şeksiz şüphesiz olan kitabı Kur’an-ı Kerim üzerindeki kesif zihin bulanıklığı, tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Müslümanlar İslam medeniyeti boyunca kutsal kitaplarını bu kadar anlamsız, saçma tartışmalara konu yapmamıştır. Tarihte cereyan eden ‘’Kur’an-ı Kerim mahlûk mu? Değil mi?’’ tartışmaları, bugünkü Kur’an üzerindeki tartışmalara kıyasla ne kadar seviyeli ve nezih kalıyor! En azından evvelki Müslümanların kitaplarına imanı bu günkü kadar çarpık çurpuk değilmiş!

Dünyada ‘’Modernizm’’ denilen akım, fiilen sanayi devrimi ile başlayan ve günümüzde de devam eden bir süreçtir. İslam’da Modernleşme denince; ‘’İslam’ı, batının değerlerini ve mantığını esas alarak yorumlayan yaklaşım, bazen de batının meydan okumalarına cevap arayan, batıya İslam’ı hoş göstermeye çalışan uzlaşmacı yorum’’ anlaşılır. Bu Arapça “teceddüt” yani yenilenme kelimesinin karşılığıdır ve “tecdit” kelimesi ile karıştırılmamalıdır. Zira dini değerlere yeniden itibar kazandırarak bunlar etrafında oluşan şüpheleri gidermek İslam’ın mesajını o günün Müslümanlarının algılarına sunmak ve Kuran’ın hayatı inşasını ve ihyasını temin etmek için yapılan çalışmaların ortak adına ‘tecdit/ yenileme’ denir. İslam’ın yabancı düşünce, felsefe ve ideoloji biçimlerine göre yapılanmasına ise ‘teceddüt/ Reformizm, İslam modernizmi’ deniyor. [1]

İslam medeniyetinde nakle dayanan tefsir, hadis ilimleri ve nakle bağlı olarak gelişen fıkıh ve kelam gibi ilimler hep nasslara bağlı kalarak bilgi üretme ve tefekkür çabasının ürünleriydi.  Nitekim bu ilimlerin hepsinin de ortak çabası kelam-ı ilahiyi anlamak ve bu bağlamda temel kaynakları oluşturmaktı. Oysa Rönesans, Reform ve daha sonrasında Fransız ihtilali ile İslam dünyası, Batı’nın maruz kaldığı dine muarızlık tarzına benzer bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Müslümanlar da Hristiyan dünyasının maruz kaldığı ‘dini sorgulama’ süreci ile muhatap olmuştur. Ne yazık ki bu süreçte içimizden bazıları sahip olduğumuz İslami ilimlerin ne kadar sağlam bir muhafaza geleneği ile bize aktarıldığını unutup acımasızsa kendi değerlerimizi baltalamaya, tabir yerindeyse bindiği dalı kesmeye başlamıştır. Bu sürecin başlaması ve devamında istişrak zihniyetinin de katkısı olmuştur. Oryantalizm, Müslümanların geri kalmalarının nedeni olarak din olduğunu söylemiş, çağdaş dönem Kur’an yorumcuları da Oryantalizmin bu söylemine cevap verme uğraşına girişmişlerdir. Oysa böyle bir yaklaşım, mağlubiyeti kabullenen birisinin acısını hafifletme çabasından başka bir şey değildir.

Modernizm, büyük çapta toplumsal değişmelere sebebiyet vermiş, bu durum tefsire de bariz biçimde yansımıştır. Hatta modernizmin sıklıkla üzerine vurgu yaptığı eşitlik, kadın hakları, kölelik gibi meselelerin yorumlanması, Kur’an tefsirinde bir kırılma noktası olmuştur. Modernizmin kendisine özgü bir çizgisi olmakla beraber, muhtelif coğrafyalarda farklı biçimlerde yankı bulmuştur. Bu yüzden modern tefsir hareketinde çok renklilik kendini göstermiştir. Bu renklilik içerisinde birbirine muhalif temayüller de belirmiştir. Modern tefsir hareketinin yol almasında sadece müfessirlerin değil, düşünürlerin, edebiyatçılann, akademisyenlerin de katkıları olmuştur.

Bir yorum faaliyeti olan tefsiri sosyal hayatın dışında görmek imkânsızdır. Bu yüzden sosyal hayattaki her türlü dalgalanma muhakkak surette tefsir faaliyetlerine aksetmiştir. Fakat sosyal yaşamdaki tahavvülün, tefsire en etkin biçimde yansımasının modern tefsir hareketiyle vuku bulduğunu söylemek mümkündür. Bu durum modern hayatın insan yaşayışını derinden etkilemiş olmasıyla alakalıdır. Büyük toplumsal dönüşümlerin gerçekleştiği modernleşme sürecinde insan ve toplum, yüz yüze kaldığı problemlerle merkezi konuma oturmuş, bu resim Kur’an tefsirinde de kendisini hemen göstermiştir. Bu bağlamda içtimai tefsirin öne çıkmaya başlaması dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu açıdan modem tefsir hareketinin, en çok içtimai tefsirden etkilenen bir karaktere sahip olduğu iddia edilebilir. Nitekim içtimai tefsirin hidayeti önceleyen vurgusu, Kur’aniyyun ve ardından da ülkemizde ‘mealci’ söylemi oldukça tesiri altına aldığı görülmektedir. Modern tefsir hareketini ancak modernitenin getirdiği hayat anlayışı ile paralel ve hatta iç içe düşündüğümüz zaman sağlıklı bir temele oturtmuş oluruz. Çünkü modern tefsir hareketi, modernitenin Kur’an üzerinden, Kur’an’ın da modernite üzerinden yorumlanışını ifade etmektedir. Deyim yerindeyse modern Kur’an okumalarının temel değerleri ve çağdaşlaşma serüveniyle yüzleşen Müslümanların, sosyal, siyasal, bilimsel ve ekonomik bakış açıları arasında sıkı bir ilişki vardır. Şayet bu ilişkiler gözden kaçırılırsa günümüz müfessirleri, geleneksel tefsirden farklılık arz eden modern yorumların belirleyici gücünü yakalama imkânını kaybedeceklerdir.[2]

19. ve 20. Yüzyılda Kur’an-ı Kerim’e yöneltilen yeni anlayışlar her zaman dikkat çeken bir konu olmuştur. Köklü gelenek ve geçmişe sahip bir medeniyetin mensubu olan Müslümanlar, Batı medeniyetindeki gelişmeler karşısında derin bir teessür içinde kalmışlar, Batı’nın yadsınmaz maddi üstünlüğü Müslüman âlim ve düşünürlerde ‘’biz Müslümanlar nerede hata yaptık’’ sorusunu gündeme getirmiştir. İslam ümmetinin merkez noktasında bulunan dini ilimler ve âlimler bu sorunun ilk muhatapları olarak ‘’modernizm’’ ile sıkı bir temas haline girmiştir. “Kur’an’ın modern tefsiri” söylemi, İslâm âleminde bazı şüphelere, çatışmalara, ithamlara ve hiç kuşkusuz birtakım inhiraflara yol açmıştır. Filizlendiği ilk andan bugüne gelindiğinde İslam adına ortaya çıkan netice nedir? Kur’an adına yapılan bunca tartışmadan sonra Kitabımıza sımsıkı sarılan, ciddi, samimi Müslümanlar mı olduk? Şu an geldiğimiz durumu, en başından itibaren tutarlı, ilmi ve mutedil bir üslupla incelemeye, tahlil etmeye çalışalım inşallah.

ما أشبهَ اليومُ بالبارحة  : Bu Gün, Düne Ne Kadar da Çok Benziyor

Oldukça sancılı bir dönemde ortaya çıkan ve kendilerine “Modernist Müslüman” denilen bir grup, Kur’an’a “çağdaş” ve “bilimsel” izah yaptıklarını, dolayısıyla da İslâm dinine yeni bir anlayış ve canlılık getirmeğe çalıştıklarını savunmuşlardır. İslâm âleminde ‘’modernleşme’’ diye isimlendirilmiş bu hareket, hep İngiliz sömürgesi altındaki İslâm ülkelerinde baş göstermiştir.  Yeni filizlenen bu hareketin belli başlı öncüleri Cemaleddin Afgani (1839-1897); Mısır’ da Muhammed Abduh (1849-1905) ile Reşid Rıza (1865-1935); Hindistan’da Sir Seyyid Ahmed Han (1817-1898), Şiblî Nûmânî (1857-1914); Kazan’ da Musa Carullah Bigiyef (1875- 1949)  vb. olmuştur.

Günümüzde İslam adına ne kadar kafa karıştıran düşünce, fikir, görüş ve bunları savunan herif varsa bütün bunların asıl dayanakları, izlerini sürdükleri, peşinden gittikleri kişi ve görüşlerin birçoğu İslam aleminde ilk defa Mısır’da ortaya çıkmıştır.  Kur’an-ı Kerim’in tarihselliği, kıssalarının sembolik oluşu, ayet-i kerimeleri akılcı tefsir etme metodu, rivayet tefsirlerinin göz ardı edilmesi, tefsirlerin İsrailiyyat’tan tamamen temizlemesi, vahyin mahiyetinin ne olduğu, sünnetin hücciyeti, vahiy-peygamber ilişkisi, Kur’an’ın zamana ve mekâna göre bağlayıcılığı gibi başlıklar buraya girmektedir. Günümüzde dillendirilen görüşlerin, tarihte mutlaka alt yapıları vardır, yapılan sadece aynı görüşleri güncelleştirmeden ibarettir. Bir bakıma sadece görüşleri dillendirenler, savunanlar değişmiş ama fikirler neredeyse tamamen aynı kalmıştır. Dini yorumlamadaki akıl anlayışlarına bakılırsa İslam âlemi içinde zuhur eden Modernist faaliyetler, Halife Me’mûn zamanında Abbasî Devletinin resmî mezhebi haline gelen Mû’tezile mezhebinin bazı yönleriyle paralellik arz etmektedir.

MODERN TEFSİR AKIMININ MISIR’DA ZUHURU

İlim tahsilinin 6 yılını Mısır’ da geçirmiş biri olarak, Cemaleddin Afgani’nin Mısır’a geliş tarihi –yaklaşık- 1871 ile Şeyh Mustafa Sabri Efendinin (rahimehullah) vefat yılı 1954 arasındaki Mısır’ın yaşadığı dönem özellikle ilgi alanım olmuştur. İslam âlemindeki siyasi çalkantılar, Vehhabiliğin İslam âlemine yayılması, batının İslam dünyasını işgali, hilafetin çok farklı cephelerde düşmanla savaşmak zorunda bırakılarak yıpratılması, daha sonra kaldırılması gibi pek çok etken ve olay bu döneme rast gelmiştir. İşgalci batıyla ister istemez bu kadar yakın temasa geçmek, Müslümanların başsız kalması İslam âleminde hem fikir alanında hem İslam’a yeniden bakış açısı gibi konularda ardı arkası gelmez çalkantılara, buhranlara sebep olmuştur. El-Ezher’in Mısır’da olması, müsteşriklerin Mısır’a özel önem vermesine, mesailerini bu yönde harcamalarına sevk etmiştir. Mısır, o dönemde en ateşli ilmi tartışmaların cereyan ettiği yegâne merkez olmuştur. Şeyh M. Zahid l-Kevseri ve Mustafa Sabri Efendi’ de (Allah onlardan razı olsun) Mısır’ a hicret ettiklerinde kendilerini bu ilmi tartışmaların içinde bulmuş, ilmin kendilerine yüklediği mesuliyetin bilinciyle üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmişler, ilmi- fikri manada savrulmalara gereken cevapları vermeye muvaffak olmuşlardır.

Modern tefsir akımının doğu ekolü sayılabilecek telakkilerinin Mısır’ da zuhur etmesinde üç önemli unsurun tesiri olmuştur;

1- İslam diyarlarındaki siyasi karışıklık, batı işgali, hükümetlerin siyasi buhranı. Bütün bunlar neticesinde içeriden ulemaya baskı ve siyasi tazyik. Ayrıca Batının maddi ilerlemesine karşısında Müslümanların çare ve çözüm arayışları.

2- Oryantalistlerin, Mısır modern tefsir ekolüne özel ilgileri: Oryantalistler İslam ve Kur’an-ı Kerim üzerinde çalışma ve saldırılarını giderek yoğunlaştırmışlar, özellikle Mısır’ daki modern tefsir çalışmalarına ayrıca önem vermişlerdir.[3] Goldziher (1921), İslam Tefsir Ekolleri (De Rıchtungen Der Islamıchen Koranauslegung) adlı çalışmasında modern tefsir ekolleri olarak Hint ve Mısır modernistlerinin tefsir çalışmalarını ele alır, el-Menar tefsirini oryantalist bir bakış açısıyla incelemeye çalışır. Fransız Jacques Jomier (2008) el-Menar Tefsiri (Le Commentaire Coranique du Manar) ve Tantavi Cevheri’nin El-Cevahir isimli tefsirini ele aldığı (Le Cheikh Tantawi Jawhari et son Commentaire du Coran) adıyla iki ayrı çalışma yapar. [4] Hollandalı J. Jansen (2015) Modern Mısır’ da Kur’an Tefsirleri (The interpretation of the Koran in modern Egypt) çalışması gibi bu alanda yapılmış pek çok çalışma vardır. Böylece Kur’an-ı Kerim etrafında yeni şüpheler üretmeye çalışılmış ve İslam âlemi de bunlara cevap aramıştır. Dirayet Dergisi 2. Sayıda İbrahim Bayraktar hocamızın ‘Müsteşrikler Nazarında Kur’an’ ve Dursun Ali Yılmaz hocamızın ‘Garanik Kıssası ve Bu Kıssa Bağlamında Müsteşrik Bakış Açısının Eleştirisi’ isimli makaleleri bu konuya ışık tutar niteliktedir.[5]

3- O dönemde yaşayan ve tefsir alanında eser veren zevatın tefsir ilmine yeni yaklaşımları ve tefsirde usül ve metot hataları. Bu bölüm makalenin ana teması olup geniş tafsilatıyla ileride ele alınacaktır.

Bu Ekol İçin Neden “Modern Tefsir Akımı” Tabiri

İslam ilmi mirasının tefsir müktesebatında çok çeşitli ve muteber tefsir anlayışları olmuştur. Aynı zamanda muteber olmayan birçok tefsir anlayışları da zaman zaman ortaya çıkmıştır. Dirayet Dergisi 1. Sayıda Ömer Faruk Korkmaz hocamızın bu konuyla ilgili bir makalesi mevcuttur.[6] Şeyh Abduh ve izinden gidenlerin tefsirde izlediği yol ve metot o güne kadar gelen tefsir geleneğinden birçok yönüyle farklılık arz etmektedir. Yeri geldikçe bunlara teker teker değinilecektir. Bu ekolün calibi dikkat olmasının sebebi de budur. Bazı araştırmacı ve yazarlar bu ekol için “Akılcı” tabirini kullanmış, kitap ve makalelerinde bu ekolü değerlendirirken bu tabir üzerinden hareket etmişlerdir. İslam’da aklın yeri ve görevi tam tespit edilmeden kullanılan böyle bir tabir, bu ekoldeki ‘akıl’ anlayışı ile İslam’ daki ‘akıl’ anlayışının birbiriyle uyuştuğu intibahı vermektedir ki bu tam anlamıyla yerinde bir kullanım değildir. [7] Aklın Kur’an’ ı tefsir etme salahiyeti ve şartları, dirayet tefsiriyle alakalı bir meseledir ve ilk önce Şeyh Abduh’ un tefsir alanında açtığı çığır, dirayet tefsiriyle ne kadar uyuşuyor? Konusu iyi incelenmelidir. İleride bu konu üzerinde geniş olarak duracağız, böyle bir tahlil ve tahkik yapılmadan bu ekole ‘akılcı’ demek, tefsir mirasımızda aklın ürünü olan onca şaheser dirayet tefsirleriyle bu ekolün mahsulü olan tefsirlerin aynı çizgide olduklarını göstermez. Münazara ilminde bir münazaranın can alıcı noktalarından birisi de “حدّدوا ألفاظكم” “Kullandığınız terimlerin/ kelimelerin ne anlama geldiğini, hangi manada kullandığınızı izah ediniz” olmuştur. “Akılcı” demekle hangi akıl kastediliyor? İlk önce bunun izahı elzem. Mehmet İmamoğlu Hoca ve diğer bazılarının bu akım için yaptığı “serbest/ hür akılcılık” [8] tespitini doğru buluyoruz.

Diğer bazı araştırmacılar ise bu ekol için “Islahçı” deyimini kullanmayı yeğlemiş, onlar için böyle bir tabirin kullanılması hakkında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi söyle der: “Şeyh Abduh’ a nispet edilen ‘ıslah’ hareketine gelince bunun hülasası şudur: (Muhammed Abduh) Ehl-i sünnet itikadı üzere tedrisat yapan Ezher’ i karıştırıp, Ezherlilerin çoğunu adım adım dinsizlere yaklaştırmış, ama dinsizleri bir adım bile dine yaklaştıramamıştır. Hocası Cemaleddin Afgani vasıtasıyla Ezher’ e masonluğu sokan odur. Nitekim Mısır’da kadınların açık gezmesinin revaç bulması hususunda Kasım Emin’i teşvik eden de odur.”[9] Türkiye’de Abduh’un savunucularından biri olan  Hayreddin Karaman, takipçisi olduğu Abduh hakkında şöyle der: “Abduh, muasırı olan Hindistanlı Seyyid Ahmed Han (v. 1898) kadar olmasa da Batı ilim ve medeniyetinin tesiri altında kalmış, İslâm’ı modern ilmin ve medenî gelişmelerin gerektirdiği şekilde ifade için zaman zaman zorlanmıştır.”[10] Bu tespitlere göre böyle bir harekete İslam’a göre “ıslahçı” demek pek mümkün olmamaktadır. Özellikle Yusuf el-Nebhani’ nin (rahimehullah) şu sözü bunu destekler mahiyettedir: “Kendilerine ‘ıslahçı’ diye adlandıran bu güruh ‘ifsatçı’ların ta kendileridir” [11]

İslami usül dairesinde -şayet- kalabilseydi tefsir alanında meşru yeni bir çığır açabilecek kapasiteye sahip bu ekol maalesef bunu başaramamıştır.  Gerek taraftarları gerekse karşıtları tarafından bu ekol için kullanılan ‘modern tefsir ekolü’ tabirinin, bunlar için en uygun tabir olduğu kanaatindeyiz. Zira bu ekolün İslam tefsir usullerinden makbul bir usulle tam uyuştuğunu tespit edemedik.

Devam edecek, inşallah.

[1] – Usame Adnan Muhammed, el-Tecdidu Fi’l Fikri’l İslamiyyi, Daru İbni’l Cuveyniyyi, el-Demmam, 1424, s 16.

İmamoğlu Mehmet, İslam Modernizminin Öncüleri ve Kur’an Yorumları-I, http://www.eilahiyat.com/index.php/arsiv1/kategoriler/ilahiyat-telamiz-makaleleri/1431.

[2] – Albayrak İsmail, Klasik Modernizmde Kur’an’a Yaklaşımlar, Ensar Neşriyat, İstanbul2010, s.29.

[3] – el-Rumi Fehd b. Abdillah, Menhecu Medreseti-l Akliyyeti-l Hadiseti fi-t Tefsir,  Riyad, 1983, c.2, s. 806.

[4] – Şerif Muhammed İbrahim, İtticahatu-t Tecdid fi Tefsiri-l Kur’an-ı Kerim, Daru-s Selam, Kahire, 2008, s. 67-82.

[5]  – Dirayet Mecmuası, Sayı 2, İstanbul, 2016.

[6]  – Dirayet Mecmuası, Sayı 1, İstanbul, 2016.

[7] – Örnek için bknz: Kur’an Tefsirinde Çağdaş Akılcı Ekol, İslami İlimler Dergisi 1. Kur’an Sempozyumu, Ekim 2006; el-Rumi Fehd b. Abdillah, Menhecu Medreseti-l Akliyyeti-l Hadiseti fi-t Tefsir, Riyad, 1983.

[8]https://imamoglumehmet.wordpress.com/tag/seyyid-kutub; el-Zehebi Muhammed Hüseyin, el-Tefsiru ve-l Müfessirun, Mektebetu Vehbe, Kahire, c.2, s. 402 ve 409.

[9] – Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfl Akli ve-l İlmi, Daru İhyai’l Turasi’l Arabiyyi, Beyrut, 1981; c 1, s 133.

[10] – http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0531.htm.

[11] – Yusuf el-Nebhani, el-Ukudu’l Lu’luiyye, Matbaatu Sabra, Beyrut, 1329, s. 401- 402.