Modern Tefsir Akımının Mısır Ekolü Ve Usül Hataları (2)

بسم الله الرحمن الرحيم

MODERNİZMİN DOĞU ATÖLYESİ (1)

MODERN TEFSİR AKIMININ MISIR EKOLÜ VE USÜL HATALARI (2)

Başlangıç Noktası: Cemaleddin Afgani’nin Mısır’a Gelişi

Cemaleddin Afgani, 1838 yılında Tahran yakınlarındaki Esedabâd (أسد آباد) şehrinde mi doğmuştur? Yoksa Kâbil yakınlarındaki Kuner kasabasının Esedabâd (اسعد آباد) köyünde mi? Yakın tarihte yaşamasına rağmen Afgani’nin doğum yeri, Sünni mi, Şii mi olduğu, Sünni ise amelde hangi mezhepten olduğu gibi pek çok mesele esrarengizliğini hala korumaktadır. Afgani’ ye taraf olan ve karşı duranlar tarafından hayatı uzun uzadıya yazılmış, onun hakkında bulabildikleri belgeleri orijinal haliyle eserlerinde yer vermişlerdir. [1] Yaşadığı dönemin İslami ilim tahsil merhalelerinin hangilerinden geçtiği, hangi ilimlerde kimlerden icazet aldığı hakkında güvenilir bir bilgiye henüz ulaşılamadık. Afgani hakkındaki bu kadar belirsizlik ve çelişki bile onun güvenilir biri olup olmaması hakkında yeterince ipucu vermektedir. Mesele ‘’bir kişinin din adına konuşması, söz söylemesi’’ olunca, söz konusu kişi kim olursa olsun aynı hassasiyeti göstermek zorundayız. Hadis ilminin bir dalı olan ‘’İlmu-r Rical’’ bize bu konuda kılavuzluk ediyor.  İbni Sirin (rahimehullah) şöyle bir ilmi düstur anlatır: ‘’Âlimler, İslam âleminde ilk fitneler çıkmadan önce hadis ravilerinin kim olduğunu pek araştırmazlardı. Ne zaman ki ilk fitneler baş gösterdi artık ‘hadisleri kimden aldığınızı belirtin’ demeye başladılar. Ehlisünnet ravilerinden hadisleri alıyorlar, ehli bidat ravilerini terk ediyorlardı.’’[2]

Afgani’nin ilmi kariyerinin meçhuliyeti, bizim makalelerimizde esas aldığımız ‘’ilmi tahlil’’ ölçüsü açısından yeterli bilgiye ulaşmamıza mâni olmaktadır. Kendisi hakkında diğer eleştiri ve görüşler hakkında günümüzde epey kaynak ve malumat mevcuttur, Afgani hakkındaki gerekli araştırma ve incelemeleri konunun uzmanlarına bırakıyoruz. ‘’İslam’da modernleşme’’ nin fikir babası, -Şeyh Muhammed Avvame’nin tabiriyle- öncüsü olarak gördüğümüz Afgani’ ye şimdilik bu kadar değiniyoruz. Telif çalışması genelde az olan Afgani’nin tefsir adı altında belli bir eseri yoktur. Tefsir ettiği ayetler, yazdığı makalelerde ele aldığı konularla alakalı olan ayet-i kerimelerle sınırlıdır.  Hayatını ele alanlar yazdıkları eserlerinde Afgani’nin tefsir ettiği ayetlere de yer vermişlerdir. Yaklaşık 1871 yıllarında Mısır’a gider ve 1879 senesinde Mısır’dan zorla çıkarılıncaya kadar orada kalır.

Modern Tefsir Akımının İmamı: Şeyh Muhammed Abduh

Muhammed Abduh b. Hasan Hayrullah et-Türkmânî el-Mısrî 1266’da (1849) Mısır’ ın Buhayra vilayetine bağlı Mahalletu-n Nasr köyünde doğmuştur. O devrin en meşhur ilim müessesi olan el-Ezher’de ciddi, kaliteli bir ilmi eğitim alarak, 1877 de ‘’âlimlik’’ icazeti almaya hak kazanmıştır. Keskin zekâsı ve kabiliyetinin, altyapısı sağlam bir ilimle bir araya gelmesi Abduh’ un tebarüz etmesinde önemli rol oynamıştır. Gençlik yıllarında, babasının dayısı Senusi tarikatına müntesip Şeyh Derviş Hıdır’ ın etkisinde kalarak tasavvufa yönelmiştir.[3] Şeyh Abduh’un hayatı İslam topraklarının batı işgallerine maruz kaldığı döneme rastlamış, Lübnan’a sürgüne gönderilmiş, Paris’e hocası Afgani’nin yanına gitmiş, Mısır’a tekrar dönerek Mısır Müftülüğü yapmış olması gibi olaylarla pek çalkantılı geçmiştir. Aynı çalkantılı ve karışık durum Şeyh Abduh’un fikir ve görüşlerinde de ortaya çıkmıştır, yeri geldikçe buna değinilecektir. İslam’da modernleşme ekolünün en güçlü halkası, ayakları yere en sağlam basanı, kendisinden sonrakileri yönlendirebilecek ilmi kapasiteye sahip olanı, kısacası imamı tartışmasız Şeyh Abduh’ tur. O, İslam âleminde ‘’Mutezile mezhebinin’’ akıl ile alakalı bazı görüşlerinin yeniden canlanmasında ‘’anahtar’’ rolünü üstlenmiştir. Şeyh Abduh’un araladığı “İslam’ da modernleşme” kapısı, peşinden gelenler tarafından sonuna kadar açılmış, hatta daha da ileriye gidilerek İslam dairesinin çıkışına kadar varılmıştır.

Modern tefsir akımının imamı kabul edilen Şeyh Abduh’u eleştirmek, görüşlerini tartmak ve değerlendirmek, günümüz modernistlerini eleştirmekten, değerlendirmekten çok daha zordur. En azından onun ilmi alt yapısı çok sağlamdı, Celaleddin Devvani’nin “Şerhu-l Akaid-i Adudiyye” üzerine yaptığı taliklerinin tenkide maruz kalmaması, onun ilmi afakının boyutlarını gözler önüne serer. Önce böyle bir hakkı teslim edelim. Bize yakışan Şeyh Abduh gibi zevata -her ne kadar hataları olsa da- itidali elden bırakmadan, gereken hürmeti göstermektir. Peşinden gidenleri tarafından ‘imam’ denilen Şeyh Abduh’a hoca anlamına gelen ‘Şeyh’ tabirini kullanmayı tercih ettik.

Afgani’ den Etkilenmesi

Şeyh Abduh’un hayatını inceleyenler, onun Afgani ile karşılaşmasını hayatının dönüm noktası olarak kabul ederler. Suriye ve Mısırdaki bazı hocalarımdan Şeyh Abduh’daki değişimin Lübnan’a sürgüne gittikten sonra başladığını, sürgün öncesi Abduh ile sürgünden dönen Abduh’un iki farklı insan gibi kabul edilebileceğini duymuştum.  Şeyh Abduh’un kendine ideal olarak aldığı âlim İmam Gazali’ dir. Lakin tecdit konusunda İmam Gazali (rahimehullah) ismi etrafında Ehl-i sünnet uleması arasında bir ittifak söz konusudur. Oysa Şeyh Abduh bazı hassas ilmi konularda çağını ve çağının anlayışını eleştirmesine rağmen hadisin reddinde, maslahatçılıkta veya buna benzer meselelerde birtakım hatalara düşmüştür. Şeyh Abduh’un fikirleri üzerinde Afgani’nin büyük tesiri olmuştur. Ayrıca yaşadığı çağdaki baskın hava onun fikirlerinin şekillenmesinde önemli role sahiptir.

Bir insanın sadece bir yönü ele alınıp incelenirken (Şeyh Abduh’un tefsir yönü gibi), geri kalan diğer yönlerinin de iyi bilinmesi gerekir ki, bu yönler arasındaki bağ, etkileşim tam anlamıyla gözler önüne serilebilsin. Çok yönlü bir şahsiyet olan Abduh’un sadece tefsir yönünü ele alıp incelemek için onu bütün yönleriyle çok iyi tanınması gerekir. Zira o, tıpkı yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de görüşleri etrafında yoğun tartışmaların yaşandığı bir şahsiyettir. Bizim burada yapmaya çalışacağımız onun tartışılan dini, siyasi görüşlerinin tamamını incelemek değil, tefsir alanında söylediklerine bakarak onun başını çektiği Kur’an tasavvurunu ortaya koymak olacaktır.

Tefsir Çalışmaları ve İzlediği Metot, Usül

Şeyh Abduh, Amme Cüzü Tefsirini 1321 yılında Mağrib’de (Fas) yazmıştır. Asr Suresi tefsirini müstakil olarak ele almış, tefsirle alakalı bazı konularda farklı yazı ve makaleleri olmuştur. Yazılı olarak tefsirleri bu kadardır. Talebesi Reşid Rıza’nın ısrarıyla 1317 yılında el-Ezher’de (o zaman hem medrese hem de camiiydi) tefsir derslerine başlamış, 1323 yılı Muharrem ayı ortalarında vefat edinceye kadar devam etmiş, son olarak Nisa Suresinin 126. Ayetine kadar gelmiştir. Şeyh Reşid Rıza, hocasının tefsir derslerinde notlar alıyor, daha sonra bu notları temize geçiriyor, yayına hazırladıktan sonra hocasına kontrol ettiriyor ve el-Menar isimli meşhur dergisinde yayınlıyordu. Hocasının tefsire ait görüşlerini özellikle belirtiyor, kendisi de gerekli gördüğü yerlerde ilaveler yapıyordu.[4] Tefsir alanında Abduh’un eserleri yaklaşık olarak bunlarla sınırlı. Bu kadar eser böyle bir şahsiyet için az gibi görünse de modern tefsir alanındaki açtığı çığırla daha etkili olmuştur.[5]

Şeyh Abduh, Müslümanları yaşadıkları buhrandan kurtarmak için çare arayışına girmiş, ayet-i kerimeleri bu minvalde tefsir etmeye büyük çaba sarf etmiştir. 19 yy. tefsir hareketleri içerisinde ‘’içtimai tefsir’’ ekolü olarak isimlendirilen ekolün içerisine onun tefsir alanındaki görüşleri de dâhil edilmektedir. Bu ekolün en belirgin özelliği, Kur’an’ı Kerim tefsirinde hidayet yönüne ağırlık verilmesidir. Bu anlayışa göre Kur’an toplum için inmiştir, çağın toplumsal sorunları Kur’an ayetleri ışığında çözülmelidir. Tefsir, toplumun dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak, Kur’an’ı toplumun meselelerini çözecek bir üsluple olmalıdır. Kur’an, hidayet ve rahmet kitabıdır ve bu özelliği ise ayetlerde murat edilen hikmetlerin anlaşılmasıyla ortaya çıkar. Bundan dolayı tefsir yaparken üslup, meani, i’rab gibi tefsirin farklı yönleri üzerinde fazla durmaya gerek duyulmamıştır. Ona göre doğru ve yeterli bir tefsir çalışması için olması gereken yeterlilik şartları şunlardır:

1-Kur’an’daki kelime ve terkiplerin gerçek anlamlarını kavramak.

2-Kur’an belagati üzerinde durularak elde edilecek olan meleke ile Kur’an’daki değişik üsluplara vakıf olmak.

3-Yaratılış konusu, insanın doğası, psikololjisi, insanlık tarihi, sünnetullah gibi İlm-i Ahvâl-i Beşer’in (Sosyoloji) konuları hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olmak.

4-Kur’an’ın insanlığı hidayete ulaştırma üslubuna, dolayısıyla kendi tarihî şartlarını kapsayacak şekilde sistematik bir Siyer bilgisine vakıf olmak.

5-Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının bilgi edinme yollarının, dünya ve ahiretle ilgili konularda davranış biçimlerinin bilinmesi.

Bu şartlar, müfessirin hem akaid, hem ahkâm (hukuk) alanında hikmet-i teşriiyi kavrayabilmesi içindir. Bu şartlara göre yazılmamış bir tefsir, kupkuru ve içi boştur. Bu tür çalışmalar cümlelerin i’rabından, lafızlardan, ele alınan ibarelerin ima ve işaretlerine kadar tahlil denemelerinden kurtulamayan tefsirlerdir. Şeyh Abduh’a göre hidayeti gösterici, sözün özüne yerleştirilen hidayeti gerçekleştirici çalışmalar yerine “nahiv”, “meani” vb. gibi belli bir ilim dalına ait zihni jimnastikleri ifade eden çabalara, aslında tefsir demek bile uygun değildir. Ayrıca namazlarımızda okuduğumuz ayetlerin manasını ve zikirlerimizin ne anlam ifade ettiğini bilmemiz gerektiğini belirten Şeyh Abduh, Müslümanların zayıf düşmelerinin ve daha önce sahip oldukları hükümranlığı ellerinden çıkmasının sebebini, Kur’an’ın hidayetinden yüz çevirmek olduğuna bağlamaktadır. Şeyh Abduh’un düşünce sisteminin merkez noktası “İslâm ile modern ilim ve medeniyetin birbiri ile çelişmediğini ispat etmek” olmuştur.

[1] – Cemaleddin Afgani’nin terceme-i hali için bknz: Cemaleddin Afgani ve Mücadelesi, Taceddin Şimşek; Mufekkiir-i Şark: Seyyid Cemaleddin Esadabadi, Ahmed Emin; Şerh-i Hal ve Âsâri Seyyid Cemaleddin Asadabadi Maruf Ba Afgani, Mirza Lütfullah Han, İranşehir Yayınevi, Berlin, H. 1304 (bu eserin yazarı Afgani’nin kız kardeşinin oğludur ve çok çarpıcı bilgilerle doludur); el-A’malu’l Kamile li Cemaleddin Afgani, Muhammed Amara.

[2]Müslim, Mukaddime, Babun fi Enne-l İsnade Mine-din, c. 1, s. 15.

[3] – Ammara Muhammed, el-A’malu’l Kamile lil-İmam eş-Şeyh Muhammed Abduh, Daru-ş Şuruk, Kahire, 1993, c.1 s. 23.

[4] – Rıza Muhammed Reşid, Tefsiru-l Menar, Daru-l Menar, Kahire, 1947, c. 1, s. 12- 16.

[5] – el-Zehebi Muhammed Hüseyin, el-Tefsiru ve-l Müfessirun, Mektebetu Vehbe, Kahire, c.2, s. 406