T.A.M Tasavvuf Araştırmaları Merkezi – Genel Tanıtım

tam

بسم الله الرحمن الرحيم

(Bu makale, geniş açıklamalarıyla -görüntülü olarak- anlatılacaktır. Makaleyle aynı ismi taşıyan video Tasavvuf Araştırmaları Merkezi resmi internet sitesi www.tasavvuf.biz de yayınlanacaktır)

Bütün hamdlerimiz ve şükürlerimiz tasavvufun yegâne gayesi olan Yüce Rabbimize, salat ve selamlarımız gönül sultanımız, rehberimiz, üsve-i hasenemiz Hz. Muhammed’ e ve O’ nun âl ve ashabına olsun.

Yüce Rabbimiz (Celle celaluhu) kutsal kitabımızda şöyle buyuruyor:

وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا ۞ فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا ۞ قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا ۞ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَ

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusu ile takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran (tezkiye eden) kurtuluşa ermiştir. Onu (isyan ve günahla) kötülüklere bulaştırıp kirleten kimse de mutlaka hüsrana uğramıştır!” (Şems, 7- 10)

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى ۞ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰى

“Kendisini kötülüklerden (inkâr ve isyandan) arındıran, temizlenen, Rabbinin adını zikreden, namazı dosdoğru kılan kurtuluşa ermiştir.” (A’la, 9- 10)

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ

“Hiçbir günahkâr (ve suçlu) bir başka günahkârın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan bir kimse (bir başkasını) yükünü taşımaya çağırsa, -bu, yakın- akrabası da olsa kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden ‘içleri titreyerek-korkmakta’ olanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın. Kim temizlenip- arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip- arınmıştır. Sonunda dönüş yalnız Allah’adır.” (Fatır, 18)

وقد قال النبي ﷺ: الإحسان أن تعبد الله كأنك تراه فإن لم تكن تراه فإنه يراك

Cibril hadisi denilen uzun bir hadis-i şerifin son bölümünde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor.”

Tasavvufun piri Cüneyd Bağdadi (v. 297, kuddise sırruhu) şöyle der:

من لم يحفظ القرآن ولم يكتب الحديث لا يقتدى به في هذا الأمر، لأنّ علمنا هذا مقيد بالكتاب والسنة”، “مذهبنا هذا مقيّد بأصول الكتاب والسنة” وقال أيضا: “الطرق كلها مسدودة على الخلق إلا على مَن اقتفى أثر الرسول

“Kur’an-ı Kerim’i ezberleyip bellemeyen ve hadis ilmini -yazarak- tahsil etmeyene bu yolda (tasavvufta) uyulmaz, peşinden gidilmez. Çünkü bizim bu ilmimiz (yolumuz) kitap ve sünnete bağlıdır.” “Bizim bu yolumuz (olan tasavvuf) kitap ve sünnetin asıllarına/ delillerine bağlıdır.” “(Allah’a manen ulaştıran) bütün yollar kullara kapalıdır, ancak Hz. Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) izinden gidenlere açıktır.”([1])

Bir Müslümanın, Kur’an-ı Kerim’ de özellikleri anlatılan; Allah Teâla’ nın sevdiği, razı olacağı ve hadislerde belirtilen ölçülerde ideal bir kul olması için Kur’an-ı Kerim ve sünnette belirtilen özelliklerin kendisinde tahakkuk etmesi gerekir ki hakiki kulluğa ulaşabilsin. Bu ise belli bir gayret, çaba ve dikkat isteyen bir süreçtir. Tasavvuf, bu alanda ilerlemek isteyenlere yol gösteren bir disiplindir. Nefsi tezkiye, kalbi terbiye, güzel ahlak, huşu, ihlas, takva, ihsan vs. gibi İslami kavramların ferdi planında içini doldurma çaba ve gayretidir. Tasavvuf, Allah’ ın (Celle celaluhu) razı olacağı, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) yoluna can-ı gönülden bağlı, ciddi, samimi, şuurlu, erdemli olgun ve kâmil bir Müslüman yetiştirmek için bir eğitim ve terbiye sistemidir. Hayatın her alanını çeki- düzen veren dinimiz, tasavvufun da membaıdır. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında var olan fıkıh, daha sonraları mezhep adı altında toplandığı gibi, sünnete uygun İslami bir hayat tarzı da asr-ı saadetten sonraki dönemlerde tasavvuf adı altında toplanmıştır.

Tasavvuf hem kendi iç dinamikleriyle hem İslam medeniyetindeki yeri ve rolünü hem de tasavvufun güncel hali, günümüz insanına neler kazandırdığı, insanlığın ortak problemlerini çözmede tarih boyunca neler yaptığı, bugün de aynı faaliyet ve fonksiyonları gerçekleştirebilecek donanıma sahip olduğu, tasavvufun muteber kaynaklarından, muteber ulemasının görüşleri ışığında ele alınacaktır.

Hem bir ilim dalı hem de bir eğitim/ terbiye disiplini olan tasavvuf, ancak kendi temel esaslarını incelemekle tam manasıyla anlaşılır. İslam dininin esaslarına, kaynaklarına, hükümlerine sıkı sıkıya bağlı olan bu manevi eğitim, şer’i çizgide kaldığı sürece muteberdir. Araştırma çalışmalarımız bu merkez noktayı esas alacaktır.

TASAVVUFU ANLAMADA ÜÇ TEMEL ESAS: RİVAYET, DİRAYET ve RİAYET

Her alanda olduğu gibi tasavvufta da çok sayıda anlayış ve yöntemler ortaya çıkmıştır.  Şu kadar var ki bunların hepsinin aynı derecede makbul ölçüler içinde olduğunu söylemek imkânsızdır. Tasavvufi akımlar Kur’an ve sünnete uygunluğu nispetinde gelişmiş, geniş kitlelere yayılmış ve ümmetin buhranlı dönemlerinde can simidi olarak imdada yetişmiştir. Kendilerine Kur’an ve sünnet ölçülerini esas alan ve ona göre hareket eden, yaşayan tasavvuf akımları diğerlerinden ayrılmış, bunlara Ehli Sünnet Sufileri veya hak üzere olan sufiler “el-Muhikkune mine-s Sufiyye” ya da  ‘tasavvuftaki her şeyi şer’i delillerle ve şeriat zemininde değerlendirenler’ manasına gelen “es-sufiyye müteşerriun/الصوفية المتشرعون” denmiştir.

İlk dönemlerden beri tasavvuf içinde bir tahkik, tashih ve tenkid (özeleştiri, nefis muhasebesi) faaliyeti hep olagelmiştir. Hz. Cüneyd Bağdadi’ yle (v. 297) başlayan, Şeyh Ahmed Zerruk’ a (v. 899), İmam-ı Rabbani’ ye (v. 1034), Şah Veliyullah ed-Dehlevi’ ye (v. 1176), Hakimu’l- Ümmet Şeyh Eşref Ali Tahanevi’ ye (v. 1362) (Allah hepsinden razı olsun) varıncaya kadar tasavvuf yolunun kilometre taşı olan pek çok büyük zat ısrarla bu faaliyetler üzerine durmuştur. Tasavvufun Kur’an ve sünnet çizgisinde seyr etmesi gereklidir. Zamanla tasavvufa karışan bidat, hurafe ve yanlışları düzeltmeye, bunları tasavvuf müessesinden temizlemeye yine tasavvuf ehli muvaffak olmuştur.

Tasavvufi anlayış ve kurumları tarih boyunca varlığını hep sürdürmüşlerdir. Tasavvuf adına ortaya konan düşünce ve tutumların hepsini tek kategoride değerlendirmek mümkün değildir. Bunlar arasında sünnet-i seniyeye titizlikle bağlı olanlar olduğu gibi, bir şekilde bidat ve hurafelere bulaşanlarda olmuştur. Tasavvuf araştırmaları, derken bu alan içerisine giren her yapıyı, uygulamayı, meşrebi, tecrübeyi meşruiyet kılıfına büründürmek gibi bir gayretimiz olmayacaktır.

Araştırmaların Çerçevesi

İlk önce -genel olarak- “Zühd Dönemi” diye isimlendirilen ve tasavvufun temeli olarak kabul edilen dönemdeki faaliyetler, ikinci olarak “Tasavvuf Dönemi” olarak ele alınan dönemdeki tasavvufla alakalı gelişme ve faaliyetler üzerine durulacaktır. Böylece tasavvufla ilgili kavramların, terimlerin kaynaklarını tespiti konusunda daha doğru ve sağlıklı neticeler elde edilebilmeyi planlıyoruz. Kısacası meselenin temel boyutları ilk önce ele alınacaktır.

Tasavvufun Dirayeti:

Yaptığımız uzun araştırma ve incelemeler neticesinde gerek Türkiye’ de gerekse İslam âleminde tasavvufu bütün delilleriyle ele alan, tasavvufun ayet ve hadislerle bağlantısını inceleyen, tasavvufi hüküm- adab ve öğretilerin hangi delillerden nasıl elde edildiğini ortaya koyan, tasavvufun dirayetini ele bir “Tasavvuf Araştırmaları Merkezi” olmadığı neticesine vardık. Resmi internet sitemizin ana bölümlerinde belirtilen konuların bir araya gelmesiyle tasavvufun bir merkez altında toplanması için -Allah Teâla’ nın izniyle- yola çıktık.

Tasavvufa esas teşkil eden hadis-i şerifler genel anlamda rivayet boyutlarıyla ele alınmış, tasavvuf ehlinin amel ettiği hadislerin sıhhat dereceleri, muteber hadis kaynaklarında bulunup bulunmaması vb. konulara ağırlık verilmiştir. Bu olması gerekenin % 50’si iken geriye kalan % 50’lik bölüme yani tasavvuf ehlinin amel ettiği bütün konular, hangi ayetten veya hangi hadis-i şeriften istinbat yoluyla elde edildiği hakkında gereken çalışma maalesef yapıl(a)mamıştır. Oysa biz güncel hayatımızın her yönüne İslam’a göre çeki düzen vermeye çalışırken bile önümüze çıkan her mesele hakkında direkt ayet ve hadis bulmaya çalışmıyorsak -ki bu yersiz ve anlamsız olur- aynı şekilde tasavvuftaki her konu için de mutlaka o konuya direkt temas eden ayet- hadis aramaya çalışmakta o derece yersiz olu(yo)r. Bundan dolayı tasavvufun üzerinde daha çok mesai harcanması gereken konularından biri de tasavvufun dirayetidir, yani tasavvuf âlimlerinin ayet ve hadislerden tasavvufu nasıl anladığı, tasavvufla ilgili meselelerin, delillerle nasıl bir bağlantı kurulduğunu ortaya koymaktır. Çalışmalarımızın ana mecrası tasavvufun Kur’an-ı Kerim ve sünnetten delilleri ve bu delillerden tasavvuf öğretilerini elde etme, çıkarma yöntemleri (dirayet) üzerine olacaktır.

Tasavvufun hem Müslümanlara hem de bütün insanlığa sunduğu paha biçilmez öğretileri vardır, İslami değerleri hayata geçirmeyi hedefleyen esas ve yöntemler geliştirmiştir, bunları güncellemek, günümüz insanının anlayabileceği bir tarzda sunmak insanlığa çok şeyler kazandıracaktır. İçinde yaşadığımız dönemde insanoğlunun en muhtaç olduğu şey, ruh sağlığına, psikolojisine, manevi yönüne önem verilmesi, dikkat edilmesidir.

Araştırmaların Metodu:

Ahmed el-Mekkari et-Tilimisani (ö. 1041, rahimehullah) bir konuyu kaleme almanın sebeplerini şöyle anlatır: “Bazı büyük zatların el yazısıyla şunu yazdıklarını gördüm: ‘Bir konu hakkında yazmak şu 7 sebepten dolayıdır:

1) Şimdiye kadar o konu hakkında hiç yazılmadığı için,

2) Eksik kalmış bir konuyu tamamlamak için,

3) Bir mesele hakkında meydana gelmiş yanlış ve hataları düzeltmek için,

4) Anlaşılması zor/ muğlak bir konuyu açıklamak/ izah maksadıyla,

5) Çok uzun bir konuyu özetlemek için,

6) Bir mesele hakkında dağınık olan bilgileri bir araya getirmek için,

7) Düzensiz, karmaşık, çetrefil olan bilgileri tertip- düzene sokmak için yazılır.”[2]

Sufilerin dili yapıcıdır, kırıcı değildir. Zira gaye düzeltmektir, yıkmak değil. İnsanları kırmadan doğruyu gösterebilmeye gayret etmektir. Açıklamak, izah etmek içindir, insanları ikna etmek her vakit mümkün olmayan, ulaşılması zor bir menzildir. Müslümana yakışan nezih bir üslup, kardeşini kayıran, Müslümanların derdiyle dertlenen, hata yapanı değil hataya odaklanan bir anlayışları vardır. Sofi olanlar, olmayanlar şeklinde bir ayrımcılık yapmak, birilerini ötekileştirmek yerine tasavvuf gibi bir zenginliğimizi ortaya koyma en doğru olandır. Güzel ahlak, güzel kelam, malayaniden uzak durmak her zaman tasavvuf ehlinin şiarlarındandır.

Tasavvuf meselelerini ilmi ölçüler içinde, İslami ahlaka uygun bir şekilde tartışılmasında rahatsız olunacak bir durum yoktur. Makul şüphe ve eleştirilerin, tasavvufun gelişmesine katkıları olacağını düşünüyoruz. Zira tasavvuf ehlinin tasavvufla alakalı meselelere İslami ölçüler içinde veremeyecekleri cevapları yoktur. Tasavvuf müessesesi, yerinde ve doğru tenkitlere her zaman açıktır. Bugüne kadar tasavvuf adına yazılan ve söylenenlerin hepsinin tartışmasız doğru olduğunu söylemek mümkün olmadığı gibi hepsinin yanlış olduğunu da söylemek imkânsızdır.

İmam Şatıbi (ö. 790, rahimehullah) şöyle bir ölçüden bahseder: “Sufiler de diğer Müslümanlar gibi haklarında ‘ismet/ hatasız olma sıfatı’ sabit olmayan zümredir. Sufilerin büyük zatları dâhil hepsi hatadan, unutmadan, günahtan beri değildir, yanlış yapabilirler. Bundan dolayı âlimler şöyle demiştir: ‘Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) hariç herkesin sözü alınabilir, terk de edilebilir.'” [3]

Tasavvuf ehli olduğunu söyleyip tasavvufa zarar verenler nasıl az değilse aynı şekilde tasavvufun ne olduğunu bilmeden tasavvuf hakkında konuşanlar da az değildir. Tasavvuf, taraf olanların cehaleti ile karşı duranların -bilmedikleri, anlamadıkları bir konuda konuşmaları gibi tuhaf bir- zihniyeti arasında kalmış, her iki uç kesimin tutumlarından olumsuz yönde etkilenmiştir.

   İslâm tasavvufu, Batı dünyasında en çok ilgi çeken ve merak edilen konuların başında gelmektedir. Bu sebeple, Batı’da tasavvuf ile alâkalı yüzlerce eser kaleme alınmış, tasavvufun ortaya çıkışıyla ilgili birçok teori ileri sürülmüştür. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki İngilizce basılan eserler, bugün hem İslam âleminde hem de diğer ülkelerde İslam ve tasavvufun imajını oluşturmakla son derece etkili olmaktadır.[4]

Kültürel açıdan ülkeler arasındaki sınırların önemini kaybettiği günümüzde, farklı kültürlerin İslam tasavvufu hakkında ileri sürdüğü fikirlerin ciddi olarak ele alınma, değerlendirme zarureti oraya çıkmıştır. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi böyle bir ihtiyaca binaen tesis edilmiştir. Aslında tasavvuf adına bu tür çalışmaların geç bile kalındığı söylenebilir. Zira Batı âlemi bu tür araştırmaları asırlardır yapmakta, buna bağlı olarak İslâm tasavvufunu yakından tanımaktadır.

Tasavvuf geleneğimize yapılan -yersiz- saldırılara karşı, ilmi (entelektüel) çapı ve derinliği olan cevapların bir araya getirilerek aynı çatı altında toplanması hedeflenmektedir.

Gayemizin özü, özeti: Bugüne kadar şeriata sımsıkı bağlı gerçek tasavvuf ehli, dini mübin İslam uğruna, tasavvuf adına her ne yaptıysa, Allah’ ın (Celle celaluhu) izni, inayeti ve tevkifiyle onu yapmaya çalışmak, o uğurda gayret etmektir.

Yüce Rabbimiz bizlere hem ilmi titizliği, dikkati, dirayeti ve muhakemeyi hem de tasavvuf ehline, ehlullaha gereken tazimi, hürmeti, edebi göstermeyi müyesser kılsın, âmin.

Ya Rabbi! Her işimizde her daim bizlere tevfikini ihsan eyle, âmin.

[1] – AbdulKerim el-Kuşeyri, Risaletu’l-Kuşeyriyye (Kahire: Daru’l- Mearif, thk: Abdulhalim Mahmud, t. y.), c. 1, s. 79.

[2] – Ahmed el-Mekkari et-Tilimisani, Ezharu’r Riyad fi Ahbari İyaz, (er-Ribad: Sanduku İhyai’t Turasi’l İslami, 1389), c. 3, s. 34.

[3] – Eş-Şatıbi Ebu İshak, el-İ’tisam (ed-Demmam: Daru İbni’l Cevzi, 1429), c.1, s 366.

[4]  – İngiliz Oryantalizmi ve Tasavvuf, Süleyman Derin, Küre Yay. İstanbul, 2017, önsöz 1.