VE BİR GECE YÜCE YÂR’DAN BİR MUŞTU GELİR

15 Mayıs 2020 804

بسم الله الرحمن الرحيم

VE BİR GECE YÜCE YÂR’DAN BİR MUŞTU GELİR

“Muhakkak ki Rabbinizin bazı zamanlarda sizlere özel ihsan ve ikramı (atiyyesi) vardır, onları kaçırmayın.” Ebu-d Derda (radıyallahu anh)

  “Elest Bezmi” ya da Farsça şekliyle “Bezm-i Elest”: Allah Teala’nın bütün insanlığı ilk defa muhatap alışı, kulların ruhlarıyla bizzat hazır bulundukları kutlu meclis, insanoğlunun yokluktan varlık alemine çıktığı an, bayramların bayramı, düğünlerin düğünü; Cenab-ı Hakk kıyamete kadar yaratılacak insan zürriyetine “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorar, bütün insanlık: “Kâlu belâ/ Evet, tabi ki Rabbimizsin” cevabını verdikleri kutlu ahitleşmedir. Yüce Yâr ile muhatap olma devletiyle, bu tarifi imkânsız saadetle şerefyap olur âdemoğlu. Bu aynı zamanda “Evet Ya Rabbi, sen bizim her şeyimizsin” manasına gelir. İlahi aşkın, muhabbetin kaynağı, Elest Bezmi’ne dayanır. Sonraki süreçte Âdem babamız yeryüzüne iner ama Yüce Yâr ile bağ, irtibat, iletişim devam eder. Bütün insanlığın duyabileceği en güzel haberler, Yüce Yâr’ dan gelen o güzelim haberlerdir.

Tarih, miladi 611 yıllarıdır; uzun zamandır kullar Sevgili Rablerinden haber alamamış, yeryüzü, göklerden gelecek bir haberin hasretiyle yanıp kavrulmaktadır. İnsanlık Gerçek Yâr’ inden uzak düştüğü için zulmettedir, karanlıklarda şaşkın, bir o kadar da sancılıdır, buhrandadır.

Ve bir gece yeni, tertemiz bir sayfa daha açılır insanlık tarihinde; öteler ötesinden sevgi dolu bir muştu iner gelir Hira Nur’daki en güvenilir en güzel insan sallallahu aleyhi ve sellem’e.

Yüce Yaratıcının sonsuz bilgisinden, engin hikmetlerinden bir kısmı, bölümü insanların anlayabileceği bir ölçüde, seviyede, bölümler halinde peyderpey insanların kendi diliyle insanlığa sunulmaya başlar. Yerlerin- göklerin nuru, güzelliği olan Rab Teala insanoğluna Kur’an-ı Kerim indirerek değer verir, kadrini, kıymetini yüceltir.

Bu müjdeli haber insanlığa yeni bir milattır, insanoğlu -sanki- yeniden doğar. Öyleyse bu gece bütün insanlık adına sıradan bir gece olmayacaktır, bu şanlı vakit bütün zamanların en kıymetlisi, en üstünü olsa gerektir. “Kadir gecesi” kadir- kıymetin en zirve noktasıdır. “Gök kapıları açılıyor” ecdadımızdan gelme güzel bir tabir. İmam Rabbanî (kuddise sırruhu) Kadir gecesi ile Ramazan ayının önemini şöyle açıklar: “Kadir gecesi Ramazan ayının özüdür. Kadir gecesi öz, cevher Ramazan ayı da o özün kabuğu gibidir. Bunun için, bir kimse bu ayı hakkıyla ifa eder, onun iyilik ve bereketlerini elde edebilirse tüm senenin hayır ve bereketlerini elde etmiş olur. Allah Teâlâ, hepimizi bu mübarek ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuştursun. Her birimize bundan büyük nasip versin!” (Mektubat, c. 1, 162. Mektup).

O gece Kur’an-ı Kerim’in yeryüzüne inişi olmasaydı o gece de sıradan gecelerden bir gece olacaktı. İndiği gece bu kadar yüce olan kitabın kendi değeri ne kadar yücedir?! İçinde indiği aklı- fikri olmayan bir geceye bu kadar değer katan Kur’an-ı Kerim, Müslümanların hayatına inerse onlara ne kadar değer katacaktır? Kitabın indirilmesinden asıl maksat ve gaye zaten budur! Kitabın ayet, düstur ve ahkamını Müslümanların hayatına indirmek, taşımak.

Sufiler tasavvufi bir anlayış ve zevkle bu meseleyi güzel ahlak, kâmil insan olma alanına taşımışlar, gelen vahiy ile insan arasında sağlıklı bir irtibatın kurulmasını sağlamışlardır. Vahiy, Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ondan bize intikal eder. Bundan sonraki asıl mesele/ süreç, vahyin insanlar tarafından doğru özümsenmesi, murad-ı ilahiye mutabık olarak benimsenmesi sürecidir. Vahyin insana ulaşması ve özümsenmesi, Allah tarafından insanlığa dinin hangi maksatla gönderildiğinin merkez noktasında yer alır. Artık vakit vahiyle şuurlanma vaktidir.

 Vahyi özümseme ve hayata tatbik etmek Müslümanların kabiliyetlerine göredir: vahyi en basit bir şekilde kabul etmek noktasından başlayarak onu hakkıyla anlamak ve gereğiyle yaşamak arasında Müslümanlar derecelenir. Vahyin en ileri içselleştirilme derecesi, peygambere gelen vahyi insanın sanki kendine ‘nazil’ olmuş gibi okuması- anlamasıdır. Bu anlama sürecinde mümin kendi kalbini Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kalbinin yerine koyarak sanki kendisi bizzat nüzule muhatap oluyormuş gibi bir hâl alır. Meselenin bu kısmı dinin özünü anlamak bakımından önemlidir. Çünkü din bir yönüyle fertler üzerine kuruludur: Her kul, Yüce Allah indinde bir tanedir, yegânedir. Bu ferdiyet anlayışı, vahyin bu şekilde anlaşılıp iz’an edilmesini ortaya çıkararak dine dinamik bir anlam kazandırır. İnsan vahyi bizzat kendisine inmiş gibi kabul etmeye başladığında artık onun ‘kadir gecesi’ de başlamış demektir. Burada şu konuyu da mutlaka hatırlatmak gerekir ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) olmadan vahyi doğru- dürüst anlamak asla mümkün değildir, bilakis imkânsızdır. Tasavvuf ehli, Kadir gecesini insanın, insan-ı kâmil olma yolculuğu olarak değerlendirmişlerdir. Zira derviş kendi nefsani karanlığından temizlenerek vahyin aydınlığına kavuşmak için yola düşen yolcudur.

Büyük sufi İbnü’l-Arabi (kuddise sırruhu) bu ahlaki olgunlaşmanın neticesini beyan ederken, ehemmiyetini hiçbir zaman yitirmeyecek şöyle nefis bir cümle kurar: “Tasavvufta şunu öğrendim: Her şeyin kendine göre bir kadri- kıymeti vardır. Her şeyin kadrini- kıymetini bilmek gerekir.” Bu aynı zamanda İslam’daki yaratılma gayesinin başka bir tefsiri, izahıdır. Bu anlayışa insan, İslam’ın ortaya koyduğu nefis tezkiyesi, kalp tasfiyesi, zihnin ve gönlün arındırılması neticesinde tam olarak ulaşabilir. Bu itibarla nefis terbiyesi, eşyanın değerini ve hakikatini idrak etmeyi engelleyen alışkanlık ve geleneklerin etkisini üzerimizden silkerek hakikatleri olduğu gibi görmemizi mümkün kılacaktır. Yaratılma gayesini idrak etmek, Allah Teâla ile mahlûkat arasında kurulan irtibatın neticesidir. Bu nedenle Allah (Celle celaluhu) hakkındaki bilgimiz arttıkça mahlukat hakkındaki bilgimiz artacak, mahlukat hakkındaki bilgimiz arttıkça da Allah hakkındaki bilgimiz ziyadeleşecektir.

Kadir gecesini bir ahlak ve tasavvuf tabiri olarak ele aldığımızda, Müslümanlar için hayati öneme sahip kavramlardan biri olarak karşımıza çıkar. İnsanın kemale ermeye başlaması onun kadir gecesi sayılır. Bu ân ise kainatı/ eşyayı olduğu hal üzere bildiği andır. Böylece kadir gecesiyle varlığın hakikati ve kadrini bilmek bir sebep-sonuç ilişkisi teşkil ederek birbirine bağlanır.

Mana ikliminin zirvesindeki saatler, Kadir gecesini oluşturan saatlerdir. Büyük sahabe Ebu-d Derda (radıyallahu anh) bu gibi zamanlar için şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki Rabbinizin bazı zamanlarda sizlere özel ihsan ve ikramı (atiyyesi) vardır, onları kaçırmayın.”[1] Allah’ın özel ihsan ve ikramı (atiyyesi) insanların aklına, hayaline gelmeyen ve hatırından geçmeyen şey(ler)e denir. Zira hatırdan geçen şey kişinin himmetinin ölçüsüne göre ve hayal gücünün nispetince olur. Hak Teâlâ’nın ikramı ise onun zatına layık bir surette gerçekleşir. Onun için Hakk’ın ikramı kulun beklentisine göre değil, Hakk’ın yüceliğine layık bir şekilde meydana gelir.[2] Allah Teala’nın böyle özel ihsan ve ikramlarından, Kadir gecesi gibi muhteşem zamanlarda bağışlanan eşsiz nimetlerden esinlenen sufiler şöyle bir söz söylemişlerdir: “

جَذْبَةٌ مِنْ جَذَباتِ الحَقِّ تُوازِي عَمَلَ الثَقَلَيْنِ.

Hak Teala’nın cezbelerinden bir cezbe ile kulunu kendine çekmesi, insan ve cinlerin kendi amelleriyle Allah’a yaklaşmaya çalışmalarına denk olur.”[3]

Yüce Yâr’ ın rızasını kazanmak, sevgisine nail olmak eşsiz bir lütuftur, ihsandır. Bu güzelliklere nail olmayı, sevgisini kazanmayı, sevdiği kul olmayı Allahu Teâlâ hepimize ihsan etsin. Ramazan’dan sonra da tertemiz bir Müslüman olarak yepyeni bir hayata, her yönüyle İslâmî bir hayata kavuştursun, âmin.


[1] – İbn-i Ebi Şeybe, Musannef (Cidde: Daru’l Kıble, 1427), c. 19, s. 180, hadis 35737; Ebu Nuaym el-Esfihani, Hılyetu’l Evliya (Beyrut: Daru’l Fikr, 1416), c. 1, s. 221.

[2] – Mevlâna Celaleddin Rumi, Fihi Ma Fih (İstanbul: İz Yayıncılık, 2013, Tercüme: A. Avni Konuk), s. 120.

[3] – Şihabuddin es-Suhruverdi, Avarifu’l Mearif (Kahire: Daru’l Mearif, 2017), c. 1, s. 197.

Yorum Alanı