BİLGİLENDİRME (Zilkade/ Zulka‘de 1443)

21 Haziran 2022 40

بسم الله الرحمن الرحيم

BİLGİLENDİRME (Zilkade/ Zulka‘de 1443)

Alemlerin Rabbine hamd-u senalar, O’nun kutlu elçisi Hz. Muhammed’ e salat-u selamlar olsun. 1443 Şaban (2022 Mart) ayında sosyal medya mecralarında “ÜÇ AYLAR VE FAZİLETLİ AMELLER” isimli bir paylaşım yapmıştık, daha sonra bu paylaşımı resmi internet sitemizde de yayınladık (https://tasavvuf.biz/691-2) Söz konusu paylaşımın baş tarafı şöyleydi:

Her şeyden önce ve her türlü yanlış anlaşılmayı ve hatalı yorumu önlemek için burada anlattığımız konular başta Üstadımız Mahmud Ustaosmanoğlu hazretleri ve silsile-i meşayıhımızın (kaddesellahu esrarahum) bu konulardaki sözlü ve yazılı olarak hiçbir beyanını kapsamamaktadır. Silsile-i aliyye büyüklerimizin bu konulardaki her türlü beyanı bizim için asla ve kesinlikle tartışma konusu olamaz.”

Bu tür meselelerdeki konumumuzu, yerimizi daha açık bir şekilde ifade etmek maksadıyla ve ayrıca bazı mecralardan, kişilerden bu açıklamayla ilgili yapılan birtakım yorumlar, çıkarımlar ve oluşturulmak istenen algılardan dolayı söz konusu paylaşımı biraz daha genişleterek bilgilerinize sunmayı uygun gördük:

Tasavvuf ve tarikatlar nefis terbiyesini de içine alan manevi bir eğitim, terbiye süreci olduğu için bir şeyhe/ mürşide intisap eden, ondan ders alan bir mürid o zatı kendine rehber/ üstad/ mürşid olarak kabul etmiştir. Üstadının, şeyhinin usulü, yöntemi, metoduyla, yol göstermesiyle seyr-i sülükünü tamamlamak için ona teslim olmuş, bütün öğretilerini kabul etmiş, demektir. Buna göre biz -kendisine intisap etmekle şereflenmiş, bu kapıya kabul edilmekle ders verilmiş talebeleri olarak- üstadımız, velinimetimiz Mahmud Ustaosmanoğlu hazretlerinin “fazail-i a’mal” konusunda ve diğer bütün konuların hepsinde, tamamında buyurmuş oldukları herhangi bir sözü, bir açıklamayı, bir beyanı hiçbir şekilde ve asla herhangi bir itiraz etme, kaynak sorma, delil isteme, tevil yapma, yorumlama, eleştirme, tenkid etme yada “Üstadımızın şu sözünü şöyle anlamalıyız ve yahut böyle anlamamız gerekir” şeklinde hiçbir şekilde müdahalemiz olamaz, olmamıştır, olmayacaktır inşallah. Zaten üstümüze de vazife değildir. Bu duruşumuzu, tavrımızı 1443 Şaban ayında yaptığımız açıklamada da özetle şöyle anlatmıştık:

“2 – İslam büyüklerinin, ulemanın, Allah dostlarının muteber kaynaklarda, güvenilir yollarla bize kadar ulaşan özellikle teşvik ettiği, ayrıca tavsiye ettiği, hakkında muteber- sağlam bir rivayet, haber, hadis-i şerifler olmasa bile “bunları yapın, yerine getirin, amel edin” dediği bir takım zikir, dua, tesbihat, istiğfar, salavatlar ile de isteyen, dileyen kişiler amel edebilir. Bunda da herhangi bir sakınca yoktur. Bu konular hakkında dile getirdikleri teşviklerin, tavsiyelerin sebebini, nedenini, delillerini, gerekçelerini açıklamışlarsa da açıklamamışlarsa da onların sözleri bizim için yeterlidir. Zaten kendilerine “din büyüğümüz” dediğimiz alimler ve Allah dostları dini konularda bizden çok daha hassastırlar, ihlaslıdırlar; İslam’ da olan bir şeyi inkâr etmeleri asla- hiçbir şekilde düşünülemez. Aynı şekilde İslam’dan olmayan bir şeyi de kesinlikle “Bu şey İslam’da vardır” demezler, diye düşünüyoruz.”

Şayet üstadımız Mahmud Efendi kuddise sırruhu’nun bazı sözleri veya beyanlarıyla alakalı sormamız gereken birtakım sorular, bilmediğimiz meseleler olursa, bunların izahı- açıklaması için, gereği gibi doğru anlamak maksadıyla büyük hocalarımıza, 40- 50 yıldır Üstadımızın dizinin dibinde yetişen cemaatimizin ileri gelen zatlarına sorup öğreniyoruz. Onların bize verdiği cevaplar, anlattığı beyanlar bizim için yeterlidir, kabulümüzdür, Allah Teala hepsinden razı olsun, âmin.

Bununla beraber, eğer İslam dinini ilgilendiren ilmi bir mesele hakkında doğru bildiklerimizi söylemek, bildirmek gibi bir durumla karşı karşıya kalırsak, bu durumda ilk önce o mesele hakkında konuşmamız gereken ilgili zatlarla özel olarak görüşmeyi, birebir konuşmayı tercih ediyoruz. Usül- üslup hatası yapmadan münasip bir dille bildiklerimizi paylaşıyoruz, bu durumu bilenler biliyor zaten. Aynı şekilde bizim de bir hatamız, kusurumuz veya yanlışımız olursa bize de aynı şekilde muamele edilmesini istirham ediyoruz.

Tekkemizin ve cemaatimizin birliğini, beraberliğini zedeleyecek şekilde medyadan, sosyal medyadan, internet mecralarından herhangi bir açıklama yapmak veya girişimde bulunmak da bizim haddimize düşmez, tarikat-tekke terbiyesi görmüşlere de böyle bir şey yakışmaz, diye düşünüyoruz.

Zilkade (Zulka‘de) 1443

  1. A. M. Tasavvuf Araştırmaları Merkezi

Yorum Alanı